Erzincan,kemaliye,mansavut,Gençbalkırı,Balkırı
Üye Girişi
Şifremi Hatırlat Şifremi Hatırlat
| |
Yeni Üyelik Yeni Üyelik
KÖYÜN MEZARLIK DUVARI NASIL OLMUŞ
Anket Anket


Basın Bülteni Basın Bülteni


Kaydol
E-Bülten E-Bülten

EtkinlikEtkinlik Kayıt Formu Kayıt FormuEtkinliklere kaydolmak için tıklayınız
UlaşımUlaşım Krokisi Krokisi
SohbetSohbet Bölümü BölümüDolu dolu ve hoşça vakit geçirmek için
DavetDavet Bölümü BölümüTanıdıklarınızı çağırın sitemizi canlandırın
İletişimİletişim Formu Formuinfo@balkiri.com

Çeşitli Bilgiler Çeşitli Bilgiler

İLLER ARASI MESAFE İLLER ARASI MESAFE

E-Devlet E-Devlet



PEYGAMBERLER TARİHİ PEYGAMBERLER TARİHİ

Reklamlar Reklamlar

Memurlar Memurlar

İLÇEMİZİ TANIYALIM

30 Aralık 2008, Salı






KEMALİYE (EĞİN) TARİHÇESİ

Kemaliye (Egin) çevresinde yerleşen ilk unsurların Kafkasya üzerinden Anadolu´ya inen Orta Asya Türkleri olduğu hususunda ortak bir kanı vardır. Türk boylan Fırat yolunu izleyerek hayvancılığa en uygun yaylalarda yerleşmiş olmaları bu kanıyı kuvvetlendirmektedir. Egin kenti, ilk ve orta çağlarda bazen yerli serdergeler, İran ve Romalılar arasında el değiştirerek yönetilmiştir. V. yy Pers dönemi, VI. yy´da Bizans dönemidir. IV. yy´da Sasaniler´in eline geçti. Roma İmparatorluğu´nun ikiye ayrılışı ile Bizans toprakları içinde kalan Egin, VII. yy´da Arap saldırısına uğradı. İslâm-Arap egemenliği XI. yy´a, Alpaslan´ın 1071 tarihli Malazgirt Zaferi´yle bölgeye yerleşmesine kadar sürdü. Bu dönemin karakteristik niteliği, Bizans ve Arap kültürünün bölgeye hakim oluşudur.
       Türk boylarının Anadolu topraklarına ilk akınları 1015-1016 yıllarına rastlar. Fırat bölgesine yürümeleri, Malatya, Harput gibi önem arz eden kentleri zapt etmeleri de 1058 yılıdır. Bu tarihlerde Türk toplulukları bölgeye yerleştirilmiştir. Bölge daha sonra Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlı Devleti ve Akkoyunluların egemenliği altında yönetildi. Bu dönem içinde egemen olan yerler arasında Egin de vardı. Bu dönem çok sıkıntılı geçmiş, insanlar göçe zorlanmıştır. Timur istilasından sonra, Çelebi Mehmed döneminde (1413-1421) Osmanlı topraklarına katıldı. Bu tarihten sonra kent, "Egin" adını aldı. Bu tarihte başlayan Osmanlılar döneminde Egin adı kentte görülen ticari hayatın canlılığı nedeniyle ünlenmiştir.
      Yavuz Sultan Selim, sosyal ve kültürel önlemlere başvurmuş, Kafkasya´dan tehcir (göç ettirme) ettiği aileleri Egin´e yerleştirmiş ve bunlara geçimlerini sağlamak amacıyla İstanbul´da et satışını yönetmeleri için bir ferman vermiştir. Bu ferman metninde, "Egin ve 19 pare köyüne..." deyimi bulunmaktadır.
       Daha sonra, IV. Murad döneminde, et kethüdalığının göçü önlemediği görülünce, aynca odun ve kömür kethüdalığı verilmiştir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu 18. yy´da çetebaşı kimliğindeki derebeyi ailelerin denetimindeydi. Merkezi denetim zayıflamıştı. Bu dönemde "Egin Voyvodalığı" (Yönetimi), Kemah Beyleri adıyle anılan Sağırzadeler´in elindeydi. Ortalıkta eşkiya baskınları yaşanır. Bu dönemin güvensizlik ortamından Egin de payını alır. Yaylak kışlak bulmak amacıyle Rişvan aşireti ve Dersim eşkiyası Egin için tehlike unsuru olurlar.
       Daha sonra Egin, ticarî hayatında görülen parlak durum nedeniyle etkinliğinin artışı nedeniyle, Sivas Eyaleti´ni yöneten Köse Paşa Hanedanı ile, Kemah Beyleri Sağırzadeler arasında voyvodalık mücadelesine konu oldu. 1801 yılında fermansız ve şartnamesiz voyvodalığa getirilen Veli Bey, adamlarıyla birlikte Egin´e baskınlar düzenledi. Aynı eylemlerini 1812 yılında tekrarladı. Egin, 1815 yılına kadar, Veli Bey ve Kemah Beylerinin meydana getirdiği güvensiz ortamla yaşadı. Veli Bey, Anadolu Derebeylik döneminin en tipik örneklerinden biridir. Onun Sırp isyanı ile çakışan önemli ayaklanması Divriği, Egin, Arapgir, Keban, Darende, Akçadağ, Hekimhan çevresini felakete sürüklemiştir. 
       Egin, Uzun süre Diyarbekir ve Sivas eyaletlerinin Arapgir Livası´na bağlı kaza merkezi olarak yönetildi. 1878´de Memuretül-aziz vilayetinin Elaziz Sancağı´na bağlı bir kaza merkeziydi. Cumhuriyet döneminden önce Elazığ´a, 1926´da da Malatya iline bağlı bir ilçe merkezi yapıldı. Adı, Mustafa Kemal Atatürk´ten esinlenerek 21.10.1922´de Kemaliye olarak değiştirildi. Daha sonra, 11.5.1938 yılında Erzincan ili sınırlarında bir ilçe olarak yönetildi.
      Kemaliye´ye yönelik olarak, İslâm ansiklopedisi 4. Cilt 195. sayfasında şu bilgiler verilmektedir: "Egin" adının Ermenice kaynak mânasına agn (akn)´dan geldiği gibi, şehrin de XI. asırda Vaspurakan Ermenilerinden bir gurup tarafından kurulmuş olduğu rivayet edilir (bk. J. Saint Martin, Memoire sur I´Armeie, Paris, 1818, I, 189). Bu havali, ilk ve orta çağlarda bâzan yerli Sergerdeler tarafından idare edilmiş, bâzan da İran ve Roma devletleri arasında elden ele geçmiş (bu civarda eski Roma yollarında bâzı izlere hâlen rastlanmaktadır) ve İslâm hâkimiyetine girdikten sonra da, Selçuklu devletinden daha evvel ve bu devletin zayıflamasını müteakip, mahallî muhtariyete sahip olduğu kısa devirler yaşamıştır. Timur istilâsından sonra, Çelebi Sultan Mehmed devrinde Osmanlı mülküne ilhak edilen Egin, uzun zaman Sivas eyâletinin Arapgir livasına bağlı bir kaza merkezi olarak idare edilmiş, XIX. asrın ilk yarısında Harput´a ve 1878´de Mamuretül´aziz vilâyetine bağlanmıştır.
      Türkiye cumhuriyetinin teessüsünden sonra Egin adı, Mustafa Kemâl Paşa´nın ismine izafeten, Kemaliye´ye çevrilmiş ve kaza ise, evvelce El´aziz´e (şimdiki Elazığ) ve sonra Malatya´ya tâbi iken, II Mayıs 1938 tarihli kanun ile, Erzincan vilâyetine bağlanmıştır. Cihannüma ve Evliya Çelebi Seyahatname´si gibi, XVII. asır kaynakları Egin´i, bol meyve yetiştiren bağlık bahçelik bir kasaba olarak zikrederler. Evliya Çelebi, Egin´in Sivas eyaletine bağlı bir kaza olmakla beraber, köylerindeki reayanın tekâlifi örfiyesinin Malatya muhassılı tarafından alındığını, kalesinin Çelebi Sultan Mehmed tarafından emân ile alınmış olup, orada yaşayan 300 kadar Hristiyanın vergiden muaf bulunduğunu kaydetmekte, gerek kalede ve gerekse aşağı şehirde 1.000 kadar üstü toprak örtülü mâmur evleri olduğunu söyler.

XIX. asrın ilk yansına ait kaynaklarda evleri yeşillikler içine yayılmış şehrin güzelliği medhedilir. 1839 Nisan´ında buraya gelen Moltke Egin´i, Amasya gibi, Asyada gördüğü şehirlerin en güzeli olarak sayar. Ona göre, Amasya daha orijinal ve daha hoş olmakla beraber, Egin daha azametli ve daha güzel, dağı daha heybetli, nehri daha ehemmiyetli idi. Her ne kadar Moltke Egin´i, Ermenilerin başlıca merkezi olarak zikrederse de, gerek hemen aynı zamanda burayı ziyaret etmiş olan Texler´nin ve gerekse XIX. asır sonuna ait kaynakların şehâdeti ile, Ermenilerin hiç bir zaman Egin´de ekseriyet teşkil etmedikleri anlaşılır. Texler´ye göre, muhtelif mahallelere dağılmış bulunan şehirde Müslüman evlerinin sayısı 2.000 kadar olduğu hâlde, Ermeni evlerinin sayısı 700 kadar idi.
      XIX. asır sonuna doğru şehrin nüfusu, Yorke tarafından, 15.000 ve Cuinet tarafından da 19.000 olarak tahmin ediliyordu ki, bu sonuncuya göre, bu nüfusun 12.000 kadarı Türk, ancak 7.000´i Ermeni idi. Nüfusun Müslüman unsurların, bugün de olduğu gibi, toprak ve bilhassa sürülerinin hâsılatı ile geçinmekte idiler; Ermeniler ise, sanayi ve ticaret ile meşgul olurlardı. 
       Evliya Çelebi´ye göre, Egin´in yayları meşhur idi ve şehrin çarşısında, baştanbaşa yaycılar bulunurdu. Daha yakın devirlerde ise, ince pamuklu bezler, ipekli dokumalar, hamam takımları, yazma başörtüleri ve mendiller imâl edilirdi. 
       Moltke´nin XIX. asrın ilk yansında işaret etmiş olduğu gibi, Eginliler öteden beri, İstanbul´a giderek, orada çeşitli işlere girerler; kasaplık, hamallık, bakkallık, yapı kalfalığı, ticaret, sarraflık yapar ve para kazanıp, ihtiyarlayınca, kasabalarına dönerek, inşa ettirdikleri güzel evlere yerleşirlerdi. Eginliler arasında büyük memuriyetlere erişmiş ve hattâ nazır olmuş bulunanlar vardı. Bu hicret yalnız kasaba halkına münhasır olmayıp, komşu Arapgir´de olduğu gibi, köylülere de şâmil idi.
       Egin Ermenileri arasında Amerika´ya hicret edip, orada tavattun edenler ve sonra memleketlerine dönenler de vardı. Bununla beraber Cuinet, 1890 senesine doğru, buraya zenginleşerek dönenler tarafından, binlerce liralık evler yapılmış iken, bunların torunlarının tembellik ve gamsızlık ile servetlerini tüketip, kötülediklerini kaydeder.
       Mahallî sanayii, Avrupa mamulleri rekabeti yüzünden, gerilemesi ile, şehrin daha o zaman ümranından kaybettiği anlaşılır. Birinci cihan harbi sırasında Egin çok sarsıldı. 1945 sayımının ilk neticelerine göre, kasabanın nüfusu 3.300 idi ve 1333 km2 arazi üzerine yayılmış bulunan kazanın 34 köyü ve 16.900 kadar nüfusu vardır."

   
   
   

COĞRAFYADAKİ YERİ

Kemaliye ve çevresi, doğal yapısı ve yüzey şekilleri itibariyle, bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesi´nin özelliklerini yansıtır. Doğu Anadolu Bölgesi, ülkemizin bilinen coğrafi bölgelerinden biridir. Türkiye´nin en yüksek ve engebeli yüzey şekilleri bu bölgededir. Ortalama yükseklik 2000 m. dolayındadır. Anadolu Yarımadası´nın kuzey ve güney kenarları boyunca uzanan dağ sıraları, bu bölgede birbirine yaklaşır, sıkışır, daha da yükselirler.

Bilimsel araştırmalar, Kemaliye ve çevresini de içine alan yüzey şekillerinin, Doğu Anadolu Bölgesi´nde oluşması, İkinci Zaman´da başlayan ve Üçüncü Zaman´da da devam eden dağların oluşumu ile ilgilidir. Yer kabuğu kalınlaşmış ve dağlar yükselmiş, birbirine sıkışmıştır. Buzul çağının birikimleri, Doğu Anadolu´nun yüksek dağ kesimlerinde bariz olarak görülür. Buna örnek olarak, Kemaliye yakınlarında bulunan Munzur Dağlan gösterilebilir. Bu dağlarda, eski buzulların aşındırması sonunda oluşan buz yatakları vardır. Kemaliye ilçe merkezinin bulunduğu çevre, deniz yüzeyinden 900-1000 m. yükseklikte olup iklim olarak çevresine göre mikroklima özellikleri göstermektedir. Köy yerleşim birimlerinin denizden yüksekliği ise 1000-1700 m. arasında farklılıklar gösterir.

Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde kalan Fırat Nehrinin en büyük kolu olan Karasu Nehri´nin batı yönünde, Sarıçiçek dağlarından, Harmancık tepelerine kadar sıralanan kireçtaşlı ve çok sayıda çeşitli su kaynaklarını da kucaklayan yeşil yamaçlar üzerine serpilmiş, doğal güzelliklerden oluşmuştur. İlçe mahalleleri yeşil bahçeler içinde adeta kaybolmuş gibi görülür. Daha geniş bir sınırla belirlemek gerekirse, kuzeyde Navrel Boğazı, güneyde Gemürgap Boğazı arasında kalan İncidüzü´nden, Gemürgap bağlarına, Hotar Dağı eteklerinden, Apçağa ve Kırkgöz yaylalarına, Paşa bağlarından, Pegir (Sırakonak) bağlarına kadar geniş bir alan üzerine yayılmış, yeşillikler cenneti bir yurt köşesidir. Bu nitelik yüzyıllar boyu (Egin = Cennet veya Güzelbahçe) adının verilmesini gerekli kılmıştır.

 

 

EĞİN KÜLTÜRÜ VE FOLKLORU

Eğin folkloründe binlerce türkü, halk oyunları, ağıt, mani, öykü, masal, bilmece, fıkra ve güldürü yer alır. Eğin müziği yurt içinde ve yurt dışında tanınmıştır. Eğinli folkloruna sahip çıkmıştır. Özellikle Eğin türküleri, Kemaliye´nin kaderinde bulunan gurbetin yanık özlemi ve doğanın türlü güzelliklerinden esinlenerek işlenmiştir.

Derin derelerin serin köşesi
Kırıldı gönlümün billur şişesi
Duydum ki olmuşsun mısır paşası
Geçti gençlik çağı neyleyim seni

Ağam gönderdiğin yazmayı yaktım,
Çürüttüm ömrümü yoluna baktım
Ela gözlerini sevdiğim ağam
Ya senin tecellin ya benim bahtım...


...... manilerinde, Kemaliye insanının gurbet duygusunu görülür. Tarihin seyri içinde Kemaliye insanı, yöresine özgü folklorunu unutmamıştır. Bugün, birçoğu memur, esnaf, sanatkar olan insanların bir araya gelerek oluşturdukları "Kemaliye Kültür Turizm ve Folklor Demeği", her Cuma günü fasıl dinletisi ile halk müziğini canlı tutma çabası içindedir.
Kemaliye yöresinin halk oyunları daha çok milli bayramlarda, düğünlerde, toplantılarda, eğlence gecelerinde oynanır. Ekip çoğunlukla 5-10 kişiliktir. Düğünlerde tören gereği herkesin bu oyuna katılması istenir. Halay başlarken en usta oyuncu başı çeker. Sıra ile diğer oyuncular da başa geçer. Enstrümanları davul ve klarnettir. Oyunlara önce ağırdan başlanır, daha sonra ritimler çabuklasın Tek Ayak, İki Ayak, Üç Ayak, Sıklama, Gecegü, Hayriye, Havaçor, Tamzara, Sinanlı ve Kasap oyunları en ünlüleridir. Ayrıca yörenin karşılıklı olarak oynanan ağır kol oyunları da meşhurdur.

Şu an modern çağa uygun olarak kültürel yaşamını sürdüren Kemaliyeliler, geçmiş dönemlerde aşağıdaki giysileri kullanmışlardır.


Elbise

:

Entari, fistan, kaftan,hırka, kürk, kastor, gömlek, yaşmak, kuşak, kemer.

Ayakkabı

:

Çizme, kaloş fotin, tegelli kundura, yemeni (sırmalı yemeni)

Çorap

:

Beyaz çorap, renkli çiçekli çorap

Baş Giysileri

:

Baş, hilal,alınlık, altınlı fes, kulaklık, zülüf

Baş Örtüler

:

Püskül, örtüler, yazmalar ve oyalar

 

 

 

www.kemaliye.gov.tr den alıntıdır







YORUM GÖNDERYORUM GÖNDER
  Adınız Soyadınız :
  Mesajınız :
Not : Lütfen küçük harf kullanınız. Maksimum 500 karakter

Önemli Not : Gönderilen mesajlar sistem tarafından kayıt altına alınmakta olup site yöneticileri tarafından görülmektedir. Lütfen bu hususa dikkat edelim ve başkalarını rahatsız edici mesajlar göndermeyelim.
Sayfa Üretim süresi :0,0181


Tam Ekran








Download Silverlight Plug-in